Bana Yeni Bir Ben Lazım!
Logo; iki ya da daha fazla tipografik karakterin sözcük halinde okunacak biçimde bir araya gelmesiyle oluşturulan bir ürün, kuruluş ya da hizmeti tanıtan marka ya da amblem özelliği taşıyan simgelerdir. Kısaca, bir markanın isim olarak dizayn edilmiş halidir.
Bir markanın en önemli öğesi logosudur. Logo, markanın imzası olarak görülür. Logo şirketin perspektifinin, kurumsal kimliğinin ve modernizmin harmanlandığı bir yapıda olmalıdır. Yine de her çağa uygun olabilecek bir logo bir seferde tasarlanamayacağından şirketler değişen koşullar karşısında logolarını yenileme yoluna gitmektedirler. Şirket veya markaların imzası olan logo değiştirildiğinde, üretilen mal ve hizmetlerin de yeni logo kimliğine uyması; sadece zarfın değil içeriğin de bu değişimi yansıtabilmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle , “Bana yeni bir ben lazım” diyebilmek markalar dünyasında çok kolay bir şey değildir.
Markayı ilk ele veren öğe olmanın ötesinde, pazarlama uzmanları logonun muhakkak markanın özünü oluşturan değerleri bir bakışta yansıtması gereği üzerinde durmaktadırlar. Çünkü logo göz açıp kapayıncaya kadar, tüketiciye markanın mesajını iletmekle yükümlü olmaktadır. Örneğin Nike’ın işareti, Swatch’daki İsviçre bayrağı ya da Virgin’in bir ressamın imzasını anımsatan logosu. Bunların hiçbiri çok güzel, yeni, orijinal, eşi benzeri görülmemiş logolar değillerdir. Ancak bu markaların ve logoların en önemli özellikleri, uzun yıllar boyunca tüketicilerin belleklerine tutarlı bir şekilde kazınmış olmalarıdır. Ayrıca bu semboller, markaların değerlerini yansıtmak konusunda da uzun yıllardan bu yana iyi bir sınav vermişlerdir. Örneğin Nike’ın sembolü her nasıl insanda kendine güven, dayatma, çok çabuk pes etmeme, performans duygusu yaratıyorsa; logo da bu kavramlara adeta eslik etmektedir. Kısacası, logo taktiksel bir karar değil; tam tersine marka stratejisinin bir parçası olmalıdır.
Yeni tasarımlar logonun basılabileceği alanları (kartvizit, zarf, kağıt, ambalaj, tişört ya da şapka gibi) da kapsar. Bu şekilde de markanın algılanışı kolaylaşmaktadır. Dolayısıyla da markanın logosuna yazışma kağıtlarından şirket araçlarına kadar aynı ölçülerde sadık kalındığı sürece markanın başarısı desteklenmiş olacaktır.
İnsanlar gündelik yasamda karsılaştıkları logo seli içerisinde tüm logoları akıllarında tutamamaktadırlar. Fakat yine de bazı logolar, belleklerinde daha önce edindikleri sağlam yerler nedeniyle insanların hafızasında rahatlıkla “hatırlanmaya” devam edebilmektedir. Yani bir yerde, belleğiniz size küçük bir oyun oynamaktadır. Logonun gücü denilen şey ise, böylesi bir kuvvettir. Grafik tasarım, renk, harf karakteri, ya da küçücük bir ikon, hepsi birlik olup hedef kitlesine markanın / kurumun logosunu hatırlatmak için çaba sarf etmektedir. Ancak bu faaliyeti uzun yıllar ve kapsamlı bir şekilde sürdürebilenler, tüketiciler tarafından ödüllendirilmektedir. Aksi takdirde bir yanıp, bir sönen markaları; bir ses veren sonra uzun bir ara tüketicisiyle konuşmayan markaları; kendi tüketicileri dahi çok çabuk unutmaktadır. Ya da daha kötüsü, başka bir markanın ya da kurumun logosu ile karıştırıvermektedirler.
Logo kurumun / markanın görünen yüzü ve hatta kimliği olarak düşünüldüğünde çok radikal bir değişime gitmenin ya da bunu sık sık yapmanın pek sağlıklı olamayacağı söylenebilmektedir. Çünkü markanın logosu, kişinin imzasına denktir. Nasıl ki bireyler imzalarını değiştirmiyorlarsa kurumlar da logo değişimini pek fazla gerçekleştirmezler. Çünkü logosunda sık sık değişiklik yapan isletmeler / markalar müşterinin gözünde ‘ güvensizlik ’ yaratırlar. Ve müşteriler bu değişimi benimsemediklerini de o ürünü satın almayarak gösterirler. Bu nedenledir ki isletmeler kurum kimliğinde ya da logolarındaki değişimi, aşama aşama yapmayı tercih etmektedirler.
Alıntı: Gülay ÖZTÜRK